ANA SAYFA
 GENEL BAŞKAN
 GENEL YÖNETİM KURULU
 TEŞKİLATIMIZ
 ÜST KURULUŞLAR
 EĞİTİM
 YAYINLARIMIZ
 SOSYAL TESİSLER
 HABERLER
 İLETİŞİM

 


Site Ziyaretçileri
13 ziyaretçi online

METAL İŞÇİLERİNE HİZMET ETMEK,

BİZİM İÇİN ONURDUR, GURURDUR…

 

 

Türk Metal’in Nisan ayında gerçekleştirilen 13. Olağan Genel Kurulu’ndan sonra, Genel Merkezimizin yanı sıra şubelerimiz de yeni döneme ilişkin yol haritalarını belirlemeye başladı.

 

İlk olarak Bursa’daki Bursa 2 No’lu, Bursa 3 No’lu ve Bursa Nilüfer Şubelerimizin ortaklaşa gerçekleştirdiği Genişletilmiş Temsilciler Meclisi yapıldı. Bursa’da düzenlenen bu toplantıya Genel Başkanımız Pevrul Kavlak ve Genel Sekreterimiz Muharrem Aslıyüce de katıldı. Genel Başkanımız Pevrul Kavlak, özellikle çalışanlara yansıyan ekonomik gelişmelere ilişkin yorumlara ağırlık verdiği konuşmasında Bursa’nın Türk sanayinin en önemli merkezlerinden biri olduğunu belirterek, Bursa’da çalışan bir metal işçisinin bile istihdamına gölge düşmemesi için yönetim olarak performanslarını sonuna kadar kullanacağını söyledi.

 

Bursa’da düzenlenen temsilciler meclisinden sonra Pevrul Kavlak, işyeri baştemsilcileriyle görüşerek, onların da mevcut duruma ilişkin değerlendirmelerini aldı.

 

Genel Başkanımız Pevrul Kavlak’ın Bursa’dan sonra ikinci durağı   şehrin girişinde

“ Manisa’nın yatırım bakımından en uygun şehir olduğunu biliyor musunuz?” yazılı tabelayla insanları karşılayan ve  yatırımcılara umut veren Manisa oldu.

 

Manisa’daki Genişletilmiş Temsilciler Meclisi, sadece Türk sanayinin yaşadığı sıkıntıların ve bu sıkıntıları özellikle metal işçilerine olan yansımasının ele aldığı klasik bir toplantı olmasından ziyade bir başka önemli yönü daha vardı. Manisa 1 No’lu Şubemiz Genişletilmiş Temsilciler Meclisi, Türk Metal’in gerek Genel Merkez gerekse Şube olarak sağlam temeller üzerinde kurulduğunu da gösterdi. Yakın geçmişe kadar, Manisa’daki şubemiz üzerine  önceki yönetimin  temsilcisi olan kişinin sendikamız hakkında asılsız iddialar ve yalanlarla dolu açıklamaları karşısında muhtelif senaryolar üretenlere, 15 Haziran tarihinde düzenlenen Manisa 1 No’lu Şubemiz Genişletilmiş Temsilciler Meclisi’ne katılan temsilcilerimiz ve üyelerimiz en iyi cevabı verdi.

 

Genel Başkanımız Pevrul Kavlak, burada yaptığı konuşmada kısa çalışma ödeneğinin bir sosyal tedbir olduğunu belirterek, Özel Tüketim Vergisi’nde yapılan indirimim  fabrikaların bacasının yeniden tütmesini sağladığını söyledi. Kavlak Kısa Çalışma Ödeneği’ne başvuru süresinin ve ÖTV’deki indirimin yıl sonuna kadar devamını istedi.

 

16 Haziran günü Türkiye’nin en önemli ihracat limanlarından biri olan   ‘Egenin İncisi’ İzmir’de düzenlenen İzmir Şubelerimiz Genişletilmiş temsilciler Meclisi’ne katılan Genel Başkanımız Pevrul Kavlak, büyük bir ilgi ve dikkatle izlenen konuşmasında yaklaşık 8 milyar dolarlık ihracat kapasitesi olan bu şehirde daha krizin ilk rüzgarları eserken 16 işyerinin kapandığını ve yaklaşık 4 bine yakın işçinin işten çıkarıldığını söyledi. Kavlak, bu durumun ‘teğet geçti’ iddialarını çürüttüğünü belirterek, krize karşı etkili çarelerin üretilmesi gerektiğinin altını çizdi.

 

Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Pevrul Kavlak, Manisa 1 No’lu ve İzmir Şubeleri tarafından bierer gün arayla düzenlenen genişletilmiş temsilciler Meclisi’nde konuşmasına Türkiye’nin  ajandasında yer alan konuların, bu ülkeye yakışmadığını ve Türk insanının ülkeyi yönetenlerin böyle bir ajandaya sahip olmalarından dolayı büyük üzüntü duyduğunu söyledi.

 

 

 

Genel Başkanımız Pevrul Kavlak, Manisa 1 No’lu ve İzmir Şubelerimiz Geniletilmiş Temsilciler Meclisi’nde şunları söyledi…

 

Değerli Arkadaşlarım,

Değerli Basın Mensupları,

 

 

 

Türk Metal Sendikası’nın 13. Olağan Genel Kurulu’ndan sonra Genel Başkan olarak ilk genişletilmiş toplantısını daha Manisa’da  yapıyorum.

 

Bugün düzenlediğimiz bu toplantıda bu konudaki görüşlerimizi karşılıklı olarak sizlerle paylaşacağız…

 

Manisa 1 NO’LU Şubemiz Genişletilmiş Temsilciler Meclisi Toplantısı’na hoş geldiniz,  hepinizi saygıyla selamlıyorum…

 

Değerli Arkadaşlarım,

Değerli Misafirler,

 

2008 yılının sonlarına doğru Amerika’dan başlayarak tüm dünyayı etkisi altına alan kimilerinin kriz kimilerinin ise daralma dediği ekonomik bunalım,  ülkemizi de etkisi altına almıştır.

 

Bu ekonomik bunalım, bazı ülkelerde adeta bir felaket gibi ağır sonuçlar yaratırken, bazı ülkeler ise ekonomik yapılarındaki sağlamlık ve bağımsızlık sebebiyle bu felaketi hafif sıyrıklarla atlatmıştır.

 

Bu kriz sebebiyle 300 bin nüfuslu İzlanda, 16 milyar dolarlık milli gelirine karşılık, 136 milyar dolarlık bir borçlanma ile adeta batma noktasına gelmiştir.

 

Hollanda’da yaşayan insanlar bu kriz sebebiyle 26 bin Euro fakirleşmiştir…

 

Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Litvanya’da bu kriz sebebiyle hükümetler düşmüştür..

 

Yine bu kriz sebebiyle 2009’un ikinci çeyreğinde Yunanistan, Letonya, Estonya, Britanya, Bulgaristan, Romanya, İspanya ve Danimarka’da da hükümetlerin düşebileceği söyleniyor.

 

Özellikle İspanya, İtalya, Yunanistan ve Fransa gibi Avrupa Birliği ülkelerinde, krizin ekonomisi ihracata dayalı olan Almanya’yı da etkisi altına almasıyla zor günler yaşanmaya devam ediyor.

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Global ekonomik kriz, özellikle üretici sektörlerde kendini daha çok hissettiriyor.

 

Otomotiv de bu global krizden en çok etkilenen sektör oldu..

 

Amerika’da General Motors’un satışları yüzde 11 düştü. Almanya’da Mercedes, BMW, Opel ve Wolksvagen  bu kriz döneminde üretimlerini düşürdü.. Japonya’da Toyota’nın satışları yüzde 4 düştü. Volkswagen’in Avrupa’daki satışları yüzde 5 geriledi. Fransa’da Peugeot-Citroen’in gelirleri yüzde 5,2 geriledi. Yine Fransa’da Renault’un, Almanya’da Mercedes’in, İtalya’da Fiat’ın, Güney Kore’de Hyundai’nin satış gelirleri de bu kriz döneminde geriledi…

 

Şimdi bütün otomotiv devleri krizden çıkış için bir çare bir formül arıyor…

 

Bazıları bu çareyi şirketleri birleştirmede, bazıları da hisse satın almada buluyor…

 

Değerli Arkadaşlar,

 

Türkiye’ye gelince, biliyorsunuz siyasi iktidar ‘teğet geçti’ söylemine sarılarak, bunalımın toplumsal yapımız içinde psikolojik bir temel bulmasını önlemeye çalıştı…

 

Ancak, siyasi iktidar teğet geçmenin de bir etki olduğunu hesaba katmadı…

 

Nihayetinde teğet de bir temastır, dokunmadır. Ve Türkiye bir kiriş gibi delip geçmese de bu dokunmanın yarattığı sarsıntıları hissetmiştir, yaşamıştır, yaşamaya da devam etmektedir.

 

Türkiye ekonomisi ağırlıklı olarak dış kaynakla kendisini finanse ettiği ve buna bağlı olarak büyüdüğü için krizden etkilenecektir, etkilenmektedir.

 

2008’in son çeyreğinde Türkiye, dünyada yüzde 6,2 lik oranla,  en fazla küçülen 4 ülkeden biri olmuştur.

 

Türkiye’de sanayinin dörtte biri gitmiştir… 2009 yılında  yüzde 10 küçülme beklenmektedir..

 

Eğer teğet buysa, kirişte halimiz ne olur bilemiyoruz…

 

Burada eleştirilmesi gereken nokta siyasi iktidarın bir felaket anında oluşturduğu kriz masasını böyle bir zamanda oluşturmamasıdır.

 

Eğer dünyayla bütünleştiğimizi söylüyorsak,  bu krizden etkileneceğiz…

 

Bu etkilenmenin kaçınılmaz olduğunu, yaşadığımız gerçekler bir tokat gibi yüzümüze vuruyor.

 

Metal işçileri olarak bizler  de bu etkilenmenin birinci derecede muhatabıyız..

 

Bunun için bizim gündemimizde ekonomik daralma ve yol açtığı sorunlar birinci sırada yer alıyor.

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Bugün, sanayimiz zor durumdadır…Türk sanayisinin büyüme hızında 2004 yılından bu yana kendini gösteren gerileme, 2008 yılında yerini durgunluğa ve daralmaya bırakmıştır..

 

2004 yılında sanayinin büyüme hızı % 11,3 iken, 2007 yılında bu oran % 5,8’e gerilemiş, 2008 yılı Ağustos ayından itibaren yaşanan daralma sonucu yıllık binde 9 oranında küçülmüştür.

 

Aylık sanayi üretim endeksi Ekim ayında % 7,2, Kasım’da % 13,9, Aralık ayında% 17,6 azalmıştır.

 

İmalat sanayinde kapasite kullanım oranı ocak ayında geçen yıla göre 16,5 puan azalmış ve % 63,8 oranında gerçekleşmiştir.

 

Aynı şekilde, otomotiv sektöründe üretimin % 68 oranında düşmesi ve kapasite kullanım oranının % 31’e inmesi, içinde bulunduğumuz sürecin eğer tedbir alınmazsa çok ciddi gelişmelere gebe olduğunu göstermektedir

 

Hükümetlerin gücü böyle zamanda görülür….Böyle zamanlarda hükümete ihtiyaç vardır…

 

Krizden etkilenmeyeceğimizi söylemek yerine, hükümetin bütçede, ekonomide ve mali yapıya ilişkin öngörülerini ve hedeflerini revize ederek çare arayışına girmesi daha doğru olacaktır…

 

Daha önce de Türkiye krizler yaşadı…

 

Ama tedbir olarak 5 Nisan Kararları, 24 Ocak Kararları, Güçlü Ekonomiye Geçiş kararları alındı..Yani çare için bir arayışa geçildi…

 

Bugünkü siyasi iktidarın da buna benzer kararlar alması gerekir…

 

Biz, sorumluluk sahibi bir sendika olarak böyle düşünüyoruz…

 

Sendikalar sadece sorunları değil çareleri de söylemek zorundadır.

 

İşte biz de bunu yapıyoruz…

 

Hastalığı da söylüyoruz, çareyi de…

 

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Türkiye’de de otomotiv sektörü, hem ihracatta hem de iç pazarda büyük bir daralmanın içindedir.

 

Bu daralmanın sosyal sonuçlarını da dikkate alarak, özellikle otomotiv sektörünü yoğun bakımdan çıkarmak gerekir.

 

Sektörlerde yaşanan sıkıntılar için 2009 yılı içinde uygulamaya konulan önlemlerin dayanıklı olup olmayacağı da şüphelidir.

 

 

Kısa çalışma ödeneği tek başına krizle mücadele için yeterli değildir.

 

Son açıklamalara göre Kısa çalışma ödeneğine Başvuran firma sayısı 3.299, kapsadığı işçi sayısı ise 216.953tür.

 

1024 firmanın talebi kabul edilmiş olup 103 bin 234 işçi kısa çalışma ödeneğinden yararlanmaktadır.  212 firmanın kısa çalışma ödeneğinden yararlanma talebi de  reddedilmiştir..

 

Resmi makamların açıklamasına göre Bursa’da 45 bin işçiyi çalıştıran 443 firma kısa çalışma ödeneğinden yararlanmak için başvurmuştur… Bunun karşılığında 27 bin 500 işçinin çalıştığı 215 firma kısa çalışma ödeneğinden yararlandırılmıştır.

 

İçinde bulunduğumuz şu günlerde otomotiv sektörünün nefes almaya başladığı söyleniyor…

 

Bunda kısa çalışma ödeneğinin payı olduğunu kabul etmek zorundayız…

 

Kısa çalışma ödeneği gibi tedbirler, ülkemizin ve çalışanlarımızın sıkıntılı olduğu dönemlerde bir sosyal tedbir olarak var olmalıdır.

 

Ayrıca ÖTV’deki indirimin de sektöre hem moral hem de hareketlilik getirdiğini kabul etmeliyiz.

 

Bu indirim sayesinde insanlar otomobil almak için sıraya girdi.

 

Bu indirim sayesinde Mart ve       Nisan aylarında 110 bin araç satıldı..

 

Bu indirim sayesinde fabrikaların bacası yeniden tütmeye başladı..

 

Bu indirim sayesinde izinler kaldırıldı, çalışanlar fabrikalara çağırıldı.

 

Otomotiv sektörünün yetkilileri, bu indirimin 15 Haziran’dan sonra da devamı halinde, araç satışının yaklaşık 400 bine ulaşacağını söylüyor…

 

Dolayısıyla ÖTV’deki indirimin, hurda indirimi ile desteklenerek bu tarihten sonra da devam etmesini istiyoruz…

 

Değerli Arkadaşlar,

 

Hükümet, sektörün sıkıntılarını kabul etmek ve bu sıkıntılara çare bulmak zorundadır.

 

Otomotiv sektörünün içinde bulunduğu darboğazdan kurtulması için, hükümetin sektörün aktörleriyle bir araya gelmesi ve çarelere ve yapılması gerekenlere ilişkin bir mutabakat içine girmesi gereklidir…

 

Bunu yapmak için ille de Amerikan Başkanı Obama’nın Türkiye’ye gelip ‘Otomotiv Sektöründeki işveren ve sendika ile görüşün” demesi gerekmiyor…

 

Obama geldi ve Ermenistan Sınır kapısını açın dedi… Cumhurbaşkanı ve Başbakan hemen Azerbaycan ve Ermenistan ile görüşmeye başladı…

 

Ne yapalım, biz derdimizi Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine değil de ABD Başkanına mı söyleyelim?...

 

Otomotiv ve demir çelik bu ülkenin en temel sektörleri…

 

İstatistiklere göre işkolumuzda 680 bine yakın işçi çalışıyor… Eş ve çocuklarıyla birlikte Ermenistan nüfusundan bile fazla 3 milyon insanı ilgilendiriyor metal işkolu…

 

Bu işkolunun, bu sektörde çalışan insanların Ermenistan kadar da mı önemi yok ?

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Bu kriz döneminde Türkiye’de bir eksiklik derin bir şekilde kendini gösterdi…

 

Bu kriz döneminde sosyal devleti göremedik…

 

Ne zaman bir kriz çıksa, fatura hemen dar gelirliye çıkıyor.

 

Hem devlet hem de özel teşebbüs ısınmaya, gıdaya ve ulaşıma yapılan zamlarla krizin bedelini dar gelirliye ödetmektedir.

 

Enflasyon tek haneli rakamlarda… Ama bu zam olmadığından değil, halkın satın alma gücü olmadığından dolayı böyle…

 

Sadece işçiler ve çalışanlar değil, emekliler de bu hayat şartlarının ezdiği kesimler arasındadır.

 

2008 yılında emekli maaşlarına yapılan zam oranı yüzde 9,22 dir. Ama 2008 yılı içinde elektriğe %57,1, doğalgaza %72.56 oranında zam yapılmıştır.

 

Bunun adı kaşıkla verip, kepçeyle almaktır.

 

Asgari ücret 660 lira..Ele geçen 478 lira… 65 yaş maaşı 272 lira…

 

Bu parayla mı devlet vatandaşını koruyacak?...Türkiye, bu maaşlarla mı dünyanın 20 büyük ekonomisi arasına girecek?...

 

Nasıl çıkılacak bu işin içinden?

 

Çalışanlar ve emekliler üzerindeki  vergi yükünü, zam yükünü kim azaltacak?..Bu yüklerin, insanları çaresizlik içinde bıraktığını, bu çaresizliğin trajik manzaralara sebeb olduğunu bu hükümet ne zaman hatırlayacak?...

 

Bütün bunlar, yüzde 50’ye varan kayıt dışı ekonominin bir sonucudur.

 

Biz, özellikle kayıt dışı ekonomiyle mücadele konusunda Türk-İş’e bağlı sendikalar olarak elimizden gelen her şeyi yapmaya hazırız. Çünkü bize göre sosyal devletin en önemli düşmanı, kayıtdışı ekonomidir.

 

Değerli Arkadaşlarım

 

2008’in ilk 11 ayında ferdi kredi borcunu ödeyemeyenlerin sayısı 45 binden 204 bin kişiye yükselmiştir… Kredi kartı borcunu ödeyemeyenlerin sayısı ise 172 binden  431 bine çıkmıştır…

 

Halkın bankalara olan kredi borcu 112 milyar lira… İcra daireleri, haciz dosyalarını koyacak yer bulamıyor…

 

Ayrıca ekonomik kriz, yalnızca para demek değildir.. İş kazalarıdır, boşanmalardır, intiharlardır… Cinnetler, cinayetler de krizin bir sonucudur…

 

Her kesimin bağrında derin yaralar açılmış durumda

 

Ama Türkiye’de bu yaralara parmak basan yok…

 

TÜRK-İŞ uyarıyor… TOBB uyarıyor… TUSİAD uyarıyor… TİSK uyarıyor…

 

Ama hükümet duymuyor…

 

Daha doğrusu duymak istediğini duyuyor…

 

Demokrasinin ve demokrat olmanın en önemli kriterleri, katılımcılık, paylaşımcılık ve şeffaflıktır…

 

Bakın sivil toplum örgütleri “ Kriz varsa çaresi de var” başlığıyla insanları alışverişe yönlendirerek, ülkedeki psikoloji havayı yumuşatmak için bir kampanya başlattı.

 

Aslında insanların  alım gücünün yok denecek kadar azaldığı bir süreçte bu kampanyanın ne derece etkili olacağı tartışılır.

 

Ama  buna rağmen bu bir çabadır.. Bir gayrettir.

 

Öyleyse sivil toplum örgütlerinin böylesine samimi olduğu yerde, hükümetin de kriz süresince yapılması gerekenler konusunda başta sendikalar olmak üzere sivil toplum örgütlerinin de katıldığı çareleri üretmesi ve bu çareleri hayata geçirmesi, gayret göstermesi lazımdır.

 

Sizlerin de bu konuda  bizimle aynı düşünceleri paylaştığına inanıyorum..

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

2008 yılında kapanan şirket ve ticari işletmelerin sayısı bir önceki yıla göre yüzde 25 arttı…2008 yılının ilk 6 ayında üretim yapan 20 bin işyeri kapanırken, 2008 yılının tamamında da 128 bin esnaf dükkânını kapattı.

 

Kapatılan işyeri sayısında son 10 yılın rekorunu kırdık..

 

Tıpkı iş kazalarında, işsizlikte ve enflasyonda sahip olduğumuz diğer birincilikler gibi bu da utanç verici ve üzücü bir rekordur.

 

Kapanan işyeri sayısı arttıkça,  çalışanlar işsiz kalmaktadır. Bu durum, çalışanların ailelerini de etkilemektedir.

 

Bununla birlikte, kapanan işyerine mal satan ya da hizmet yapan firmaların da işleri olumsuz yönde etkilenmektedir. Devletin de Gelir Vergisi, KDV ve sigorta primi kaybı olmaktadır.

 

İşyerlerinin kapatılmasına rakamsal sonuçlarla bakanlar, bu durumun sosyal sonuçlarını da hesaba katmalıdır. İşsizlik, sadece çalışanları değil, aileleri de etkilemektedir.

 

Dolayısıyla ülkeyi idare edenler ülkenin içinde bulunduğu gerçeklere  doğru ve samimi yaklaşmak zorundadır..

 

Ya bu tablo yalan…Ya da kriz yalan…

 

Ama güneş balçıkla sıvanmıyor.. Her gün gazetelerde televizyonlarda  çok uluslu şirketlerin çıkarttığı işçilerin sayısı ile ilgili haberler yayınlanıyor…

 

Yani ortalık öyle sanıldığı gibi tozpembe değil…

 

İşsizlikte bugün son 20 yılın rekorunu kırmış durumdayız…

 

Türkiye’nin kanayan yarasına merhem olsun diye  2000 yılında işsizlik sigortası fonu kuruldu…2002 yılından beri bu fona para ödeniyor..Ocak ayı itibarıyla bu fonda 42 katrilyon lira toplandı..Ama işsizlere aynı ayda ödenen para ise, sadece 1,9 katrilyon lira…Yani, fonda toplanan paranın, ancak yüzde 4,4’ü işsizlere dağıtılmış…

 

İşsizlere yüzde 4,4 dağıtılıyor… GAP Projesine  ise işsizlik fonundaki paranın yüzde 10’u aktarılıyor… Kimin fonundan kime para aktarıyorlar? Böyle bir mantık var mı?

 

İşsizlik rakamlarını açıklandı… 2008 kasım ayında 2 milyon 995 kişi işsiz…

Ama aynı ay içinde fondan yardım alan işsiz sayısı  yaklaşık 170 bin kişi…

 

Şimdi sormak gerekmiyor mu? Söyler misiniz, bu fon kimin için çalışıyor?...

 

Son işsizlik rakamları ise 4 milyona doğru tırmanıyor….

 

Ama fon nedense işsizlere kapısını kapalı tutuyor…

 

Sosyal devlet arıyoruz ama, bulamıyoruz….

 

Değerli Arkadaşlar,

 

Biz Türk Metal Sendikası olarak, kriz süresince öncelikle istihdam güvencesi üzerinde duruyoruz…

 

Bu güvencenin suistimal edilmeden kalıcılığı için çaba gösteriyoruz…

 

Erdemir’deki gelişmeleri basından takip etmişinizdir.

 

1400 metal işçisinin işini kaybetmemesi için işveren temsilcisi MESS ve Oyak ile oturduk ve bir mutabakat yaptık…

 

Geçici bir mutabakat bu…

 

Krizin teğet geçtiğini söyleyenler, bu gelişmeyi dikkate almak zorundadır.

 

Kimse keyfinden maaşından yüzde 35 fedakârlık etmiyor…

 

Hükümetiyle, işvereniyle, sendikasıyla herkes üzerine düşeni yapmalı…

 

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

En önemli meselemiz kıdem tazminatı konusu…

 

Öncelikle şunu söyleyim..Bu sadece benim değil, hem sendikamızın hem de konfederasyonumuzun temel görüşüdür:

 

Kıdem tazminatı  çalışanların asla vazgeçmeyeceği ve asla tartışmayacağı bir haktır…

 

Bu hakkın yüksek olduğunu ve istihdama engel olduğunu söyleyerek  kıdem tazminatı alanını daraltmak isteyenler her zaman karşısında bizi bulacaktır…

 

Kıdem tazminatı, Türk-İş ve bağlı sendikalar için  namus  kadar değerlidir.

 

Bu konuyu tartışma alanına getirmek, ülkede kaosa davetiye çıkarmaktır…

 

Eğer bu tartışmalar, çalışanların alnının teri olan kıdem tazminatına saldırı boyutuna gelirse, bu tartışmayı başlatanlar genel grevin yol açacağı faturalara da kendilerini hazırlamalıdır..

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Bursa’da bir metal işçisinin bile istihdamına gölge düşmesini istemiyoruz…

 

Bu konuda kararlıyız…

 

Biz metal işkolunun sigortası olan bir sendikayız…

 

Biz elimizi taşın altına koyarken, başkalarının bu  eli ezmesine veya ezmeye niyetlenmesine müsaade etmeyiz…

 

Çünkü bizim var olma gerekçemiz, metal işçilerinin insanca yaşama koşullarına ulaşmasına, standart bir yaşama sahip olmasına, metal işçilerini günlük hayat şartlarına direnecek  bir ücrete ulaşmasına dayanmaktadır.

 

Biz bunun için varız…

 

Biz sizin için varız…

 

Biz sizlerin insanca yaşama, insanca çalışma koşullarına sahip olması için varız…

 

Daha da önemlisi biz varlık nedenimizle guru duyuyoruz, onur duyuyoruz…

 

Türk Metal Sendikası olarak, 13. Genel Kurulumuzu yaptık..

 

Yeni yönetimimiz her zaman her yerde metal işçilerinin emrinde olacaktır…

 

Ekonomik krizin hepimizin hayatını etkilediğini biliyoruz…

 

Bu kriz ortamında içinde bulunduğunuz ruh halinin daha sağlıklı olması için elimizden geleni yapacağız…

 

Sadece sizlere değil, eşlerinize ve çocuklarınıza da hizmet edeceğiz…

 

Türk Metal Sendikası yöneticileri olarak bundan sonra sadece üyelerimiz için yaptığımız hizmet ve yatırımlarla değil, sendikal duruşumuz ve anlayışımızla da sendikacılıkta yeni bir devir açacağız.

 

Türk Metal yöneticileri olarak, metal işçilerinin 7 gün 24 saat hizmetinde olacağız…

 

Üyelerimizin her türlü sorununu çözümlemek birinci amacımız olacak…

 

İyi günde de kötü günde de üyelerimizin yanında olacağız….

 

Değerli Arkadaşlarım,

 

Biz metal işçilerini kendimiz, eşlerini kız

kardeşimiz, çocuklarını da kendi evlatlarımız olarak görüyoruz…

 

Bu bakış açısı, Türk Metal’de ilelebet var olacaktır…

 

Bu yaz Didim’deki Büyük Anadolu Oteli açılacak…

 

Sizlerin bütçesine uygun rakamlarla burada tatil yapmanızı sağlayacağız…

 

Çocuklarınız için, yabancı dil ve bilgisayar kurslarını, eşleriniz için sosyal ve kültürel faaliyetleri organize ederek, aile yaşamında karşılaştığınız zorlukları aşmada sizlere yardımcı olacağız…

 

Bunun için her zaman her konudaki sorunlarınızı paylaşma ihtiyacı duyduğunuzda başvuracağınız ilk adres şube yöneticileri olsun…

 

Biz bu sorunları çözmek için işbaşına geldik…

 

Biz Türk Metal olarak bugüne kadar sizin sendikanız olduk, bundan sonra da sizin olacağız…

 

Sizlere, eşlerinize ve çocuklarınıza yabancı olmayacağız, yabancı kalmayacağız…

 

Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için olacağız…

 

Hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum…