SAYIN DİVAN,
DEĞERLİ DELEGELER,
DEĞERLİ ARKADAŞLARIM,
Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Bu büyük emek ocağının bir parçası olmaktan, burada görev yapmaktan duyduğum onuru da sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bu vesileyle, Türk-İş'i kurup bugünlere getirenlere şükranlarımı sunuyorum.
Hayatta olmayanlara Allah'tan rahmet, hayatta olanlara sağlık ve mutluluklar diliyorum.
Genel Kurulumuzun üçüncü günündeyiz.
Geride bıraktığımız dört yılı, dört güne sığdıran bir genel kurul yapıyoruz.
Gerçekleriyle, yalanlarıyla; doğruları ve yanlışlarıyla hafızalarda yer edecek, tarihe mal olacak bir genel kurul yapıyoruz.
Dilerim bu genel kurul; ülkemiz için, Türk-iş için, emekçiler için, hepimiz için hayırlı olur...
DEĞERLİ DELEGELER,
Biz, eleştiriyi çok seven, ama eleştirilmeye tahammülü olmayan bir milletiz.
Oysa eleştiri bir sağlık işaretidir.
Bir demokrasi, bir olgunluk işaretidir.
Napolyon'un güzel bir sözü var.
'Yapıcı bir eleştiri, akıllı insanları güçlendirir. Ahmakları öfkelendirir...
Dolayısıyla biz, delegelerimizden gelen eleştirileri, bu genel kurula yapılan katkılar olarak görüyoruz.
Türk-İş'e bağlı 35 sendika, delegeleriyle görüşlerini açıkladı.
Kimi acımasızca, kimi de elini vicdanına koyarak eleştirdi...
Takdir de vardı, tekdir de...
Onları yakın ya da uzak diye ayırmıyorum...
Hepsini kendimize bir kardeş, bir dost, bir arkadaş olarak gördüğümüzü ifade etmek istiyorum.
Her delegenin konuşması dinledim.
Ben burada yapılan eleştirilere tek tek cevap vermeyeceğim.
Ama hepsinden de gerekli mesajı aldık...
Eğer, genel kurul bize tekrar görev verirse, bunlar bizim ders notlarımız olacak.
Ben, tüm konuşmacılara, tüm delegelere, bizi övenlere de bizi eleştirenlere de katkıları sebebiyle tekrar teşekkür ediyorum.
DEĞERLİ DELEGELER,
Konuşmamın ilk bölümünde, şahsıma ve dolayısıyla sendikama yapılan basındaki haksız eleştirilere bir parça da olsa değinmek istiyorum.
Türk-İş Genel Kurulunun bu otelde yapılması sebebiyle, basında işi gücü kara çalmak olan bazı kalemler şahsım ve sendikam hakkında bir iftira kampanyası başlattı.
Evet, Genel Kurul, Türk Metal'in otelinde yapılıyor.
Bu otelde birçok sendika genel kurulunu yaptı. Eğitimler düzenledi.
Ama hiçbirinden bir şikâyet gelmedi...
Bu Otelden herkes Türk Metal'e teşekkür ederek ayrıldı...
Bu otelde 80 bine yakın metal işçisi, ILO tarafından en değerli proje seçilen Ortak Eğitim Projesi kapsamında düzenlenen eğitimlere katıldı.
Bu eğitimler halen devam ediyor...
Bu otelde, biz, işçilerimizin çocuklarını da ağırlıyoruz...
Bu otelde biz, işçilerimiz ve eşleri için 'aile ve kişisel gelişim' başlıklı eğitimler veriyoruz.
Bu otelin sahibi ben değilim. Bu otelin sahibi Türk Metal...
Türk Metal'in sahibi ise metal işçileri.
Onların eşleri çocukları...
Bu otelde partiler genel kurullarını yaptı, sivil toplum örgütleri toplantılar düzenledi...
Bu otelin kapıları, bugün metal işçilerine, yarın ise sizlere ve Türk İş'in tüm üyelerine,
Mevlana kapısı gibi herkese açık olacaktır.
İşçilerin otelinde işçilerin genel kurul yapmasının sakıncası nedir, bunu anlamak zor.
Üstelik bunu, emek ve emekçi kavramlarını dilinden düşürmeyen bazı arkadaşlarımızın bir antipropaganda malzemesi olarak kullanması ise çok yanlış...
Bu otel, kimsenin babasının malı değil.
Bu otelin 130 binin üzerinde sahibi var...
Tapusu da metal işçilerinin üzerine...
Eğer, işçilerin otel sahibi olmasından rahatsız olanlar var ise, o başka...
O zaman onları vicdanları ve söylemleriyle baş başa bırakıyorum...
Bazı yazarlar bilmeden araştırmadan yazmış.
Günlüğü 180 Avro diye...
Bu kuyruklu bir yalan...
Onları milletin huzurunda yazdıklarını ispatlamaya davet ediyorum...
Eğer onlar bu yazdıklarını ispat edemez ise, onları Allah'a havale ediyorum.
DEĞERLİ DELEGELER,
Bugün; dünyadaki her türlü sosyal, ekonomik ve siyasal olumsuzluğun arkasında, küresel güçler vardır...
Küresel güçler; çok uluslu şirketlerle, gelişmiş ülkelerin harmanlamasıdır.
Bu güçler için en büyük değer, paradır.
Onlara göre, ucuz işçilik, temel şarttır.
Ama örgütlenmek yasaktır. Sendikalara gerek yoktur.
Sosyal güvenlik, sosyal koruma şart değildir.
Ayrıca, çevrecilikten uzak durulmalıdır.
Bu güçler, yatırım yapacakları ülkelere, bu şartları dayatırlar.
Emekçileri köle olarak görürler...
Onlara göre ekonomi insan için değil, insan ekonomi içindir...
KÜRESEL GÜÇLERİN DÜZENİNDE, İNSANLAR YAŞATILMAZ, HARCANIR...
Şimdi, küresel güçlerin en önemli aktörü olan çok uluslu şirketlerin ne kadar etkili olduklarını anlamaya çalışalım:
Dünyada 37 bin çok uluslu şirket var...
Dünyadaki 100 büyük ekonominin 55'i, çok uluslu şirketlerin kontrolünde...
En baştaki 200 şirketin toplam satışları, 182 ülkeden fazla...
Bu 200 şirketin 186'sı, Japonya, ABD, Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda ve İsviçre'den yönetiliyor.
Ekonomik güç olarak; Ford, Güney Afrika Cumhuriyetinden, General Motors Danimarka'dan, Toyota da Norveç'ten daha büyük...
Enteresandır:
Dünyada üretilen otomobil lastiğinin yüzde 85'i, 6 şirketin elinde...
Otomobil sektöründe 5 şirket, pazarın yüzde 50'sine hakim...
Tahıl ticaretinin yüzde 77'si, 7 şirketin elinde...
Havacılıkta ise sektörün %95'i, 2 şirketin elinde...
Dünya ekonomisini parsellemişler. Parselledikleri yerde insanlık yok, insanca yaşama yok...
Hani bir türkü var ya...
"Parsel parsel eylemişler dünyayı" İşte o misal...
Çok uluslu şirketler, eze eze üzerine basa basa geliyorlar...
Sayı olarak, etki olarak, baskı olarak çoğalıyorlar.
Savaşların, zulmün, adaletsizliğin, işsizliğin, köleliğin altına kanlı dolarlarla imzalarını atmaya devam ediyorlar.
İnsafsızlık, vahşet ve adaletsizlik onların mayasında var...
Peki ama onların yanlışlarına, onların yalanlarına , yaptıkları haksızlıklara karşı, biz sendikalar olarak ne yapıyoruz?
Biz bir şey yapmıyoruz, yapamıyoruz...Biz, ne yazık ki yerimizde sayıyoruz...
Böyle gelmiş ama böyle gitmeyecek! Bir şeyler yapmalıyız. Yeni bir pencere açmalıyız...
Yeni bakış açıları, yeni yaklaşımlar, yeni anlayışlar yeni uygulamalar üretmeliyiz...
Bugün bize düşen en önemli görev budur.
Sendikacılığa yeni ufuklar sunmalıyız...
Hepimiz elimize bir kürek alıp, sendikal hareketin üstündeki ölü toprağını atmalıyız.
Bu salonda atılan bir slogan var...
"KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA… YA HEP BERABER, YA HİÇBİRİMİZ..."
Evet, Tek başına bir şey yapamayız...Hep beraber olacağız...
Bu genel kurul bitecek.. Bitecek, yine baş başa vereceğiz..
Ama baş başa vermek yetmez, yetmiyor. Omuz omuza, el ele vermemiz lazım...
Türk-İş içinde tek bilek ve tek yürek olmamız lazım.
Gerekirse, Tek yumruk olmamız lazım.
Gerektiğinde balyoz gibi o yumruğu yüzlerine indirmemiz lazım.
DEĞERLİ DELEGELER,
Biraz evvel çok uluslu şirketlerin ürkütücü gücünden bahsettim...
Bu güçlere karşı, dünyada ve Türkiye'de insanlığın ve çalışanların tek umudu sendikalardır.
Güçler arasında denge için örgütlenmeyi teoriden pratiğe geçirmemiz gerekiyor.
Hem nitelik hem de nicelik olarak örgütlenme ağını genişletmemiz gerekiyor.
Bir sendikacının sınıfı geçmesi için, karnesindeki tek bir nota bakılmalıdır.
O da örgütlenmedir.
Örgütlenme performansı zayıf olanlar sendikacı olamaz...
Örgütlenme istek işidir, ruh işidir, yürek işidir, heyecan işidir.
Bakın biz Türk Metal’de son 2 yılda 81 işyerinde örgütlendik.
25 bin yeni üyemiz oldu.
Biz de biliyoruz örgütlenmenin önündeki engelleri...
Ama çaresiz değiliz.
Biz, sendikamızın asli görevlerinin yanı sıra; Üyelerimiz için düzenlediğimiz eğitim projeleri ile...
Hem dinlenme, hem tatil hem de eğitim amaçlı eşli eğitim projeleriyle,
Üyelerimizin çocukları için düzenlediğimiz bilgisayar ve yabancı dil eğitimleriyle, yurt dışı gezileriyle, çocuk meclisleriyle, Üyelerimizin hizmetine açtığımız otellerimiz ve sosyal tesislerimizle,
Örgütlenmeyi cazip hale getirdik...
Bizim hedef kitlemizde sadece işçi yok. İşçinin eşi ve çocuğu da var.
Bizim sosyal sendikacılık anlayışımızın temeli de bu...
Biz, örgütlenmeye aileden başladık.
Türk Metal olarak, bu örgütlenme anlayışı ile büyük ve güçlü bir sendika olduk.
Bugün Türkiye'nin en büyük sendikasıyız.
Ben sizlere burada, Türk Metal'in büyüklüğünü ve gücünü anlatarak vaktinizi almayacağım.
Ben Türk-İş'in genel sekreteri olarak hem Türk-İş'i hem de bağlı sendikaları daha da güçlü kılmak için ne yapmamız lazım onu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bugün Türkiye'de birçok sektörde sendikalaşma yok.
Bu sektörlerde çalışan işçilerin çoğu da taşeron işçi durumunda.
Mesela özel güvenlik sektöründe çalışan 1,5 milyona yakın taşeron işçi var...
Aynı şekilde özel eğitim kurumlarında yine bu rakama yakın örgütsüz işçi var.
Bunların sendikalaşma yasağı 2006'da kalktı.
Spor ve eğlence sektöründe, temizlik sektöründe yüz binlerce sendikasız işçi var.
Daha bir çok alanda örgütlenmeyi bekleyen milyonlarca işçi var.
Bunlar sendika bekliyor, sendikacı bekliyor, sendikalı olmak istiyor.
Süratle bunları sendikalaştırmak için projeler üreteceğiz.
Bu örgütlenmeler, aynı zamanda bizlerin taşeronlaşma ile mücadelemizin bir parçası olacak.
Türk-İş, bu örgütlenme mücadelesinde sendikalarımıza destek olacaktır.
Çok uluslu şirketlerle mücadelenin yolu uluslar arası sendikal dayanışmadan geçiyor.
Bu bakımdan Türk-İş olarak emeğin uluslar arası dayanışmasına daha da önem vereceğiz.
Bu konuda sendikalarımıza da her türlü desteği vereceğiz.
Aynı zamanda, özellikle aynı işkolunda faaliyet gösteren sendikalarımız arasındaki çoğunluk ve yetki sorunlarında hakem olacağız..
Sorunun çözümünü hızlandıracağız..
Türk-İş'in illerdeki il temsilciliği sistemini geliştirecek, il temsilcilerimizi illerinde daha etkin ve güçlü kılacak düzenlemeleri yapacağız.
İl ve bölge temsilcilerini yılda bir kez toplayarak önce bölgesel sonra da genel sorunları konuşacağız, tartışacağız.
Değerli arkadaşlar,
Bir diğer önemli konu da eğitim...
Bilindiği gibi bir zamanlar Türk-İş'in kurduğu bir sendikacılık koleji vardı.
Genel kurulun başında delegelerimize dağıttığımız yayınlardan biri de o koleji anlatıyor.
Bu kolej bir süre faaliyet gösterdikten sonra kapandı.
Ama bu kolejden yetişenler, işçi hareketine yön veren sendikacılar oldu...
Gelin Şimdi hep birlikte yeniden Türk-İş Koleji'ni faaliyete geçirelim.
Genel kuruldan sonra somut adımlar atalım..
Eğer bu adımlar atılırsa biz Türk Metal'in tüm tesislerini bu kutsal amacın hizmetine sunmaya hazırız...
Türk-İş Koleji ile Sosyoloji, psikoloji, ekonomi, dış politika, endüstriyel ilişkiler alanında uzman hocaların yönetimi ve denetiminde EMEK ÜNİVERSİTESİNE doğru yol alacağız.
Türk-İş olarak çağdaş sendikacı yetiştirme konusunda üzerimize düşeni yapacağız.
Çalışma hayatında bilimsel sendikacılık dönemini başlatacağız.
Değerli Delegeler,
Çalışanların başta örgütlenme ve sosyal güvenlik olmak üzere bir çok alanda sorunları var.
Bu sorunlara en kısa zamanda, en doğru şekilde cevap vermeliyiz.
Biz çalışanlara doğru ve gerekli bilgi akışını sağlayacak bir "Alo Türk-İş" hattını kurmalıyız..
Telefonun bir ucunda uzmanların bulunduğu bu hat gerçekleşir ise, Türk-İş, gerek örgütlenme, gerek sosyal güvenlik, gerekse işyeri ile ilgili konularda çalışanlara anında yardımcı olacaktır.
Çalışanların sorunlarıyla ilgili olarak yeni ve gerçekçi emekten yana görüşleri kamu oyuyla paylaşmak amacıyla akademisyenlerden, uzmanlardan ve emekçilerden kurulu bir bilim kurulu oluşturmamız lazım.
Öte yandan Türk-İş olarak sendikalaşmayı destekleyen bir talep anlayışını pazarda hakim kılmak istiyoruz.
Bu çalışma döneminde Cemail Bey’le başlattığımız ancak bazı aksaklıklar nedeniyle ertelemek zorunda kaldığımız "sendikalı işçinin ürettiğini tüket" kampanyamızı bu dönemde etkili bir biçimde uygulayacağız.
Değerli arkadaşlarım,
Bunlarla birlikte sizlerden gelecek yeni projelere açık olacağız.
Amacımız sendikal hareketi nicelik ve nitelik olarak güçlendirmek olacaktır.
Burada söylenenler burada kalmayacak, hep birlikte daha büyük ve daha güçlü bir Türk-İş'i inşa edeceğiz.
Türk-İş'i unutmak, unutturmak isteyenleri mahcup edeceğiz.
Bunu hep birlikte yapacağız.
Değerli arkadaşlarım,
Elbette bizlerde kıdem tazminatımıza uzanan ellere tahammül edemiyoruz.
Elbette işsizlik sigortamızın gasp edilmesini içimize sindiremiyoruz.
Biz de cumhurbaşkanı tarafından veto edilen özel istihdam bürolarının tekrar gündeme gelmesinden rahatsız oluyoruz.
Torba yasada getirilen düzenlemelere biz de isyan ediyoruz.
Biz bölgelerde yaptığımız tüm toplantılarda kıdem tazminatı konusundaki kararlılığımızı anlattık..
Kıdem tazminatı bizim kırmızı çizgimizdir..
Çalışanların son kalesidir.
Kıdem tazminatını gündeme getirmek, bu ülkenin huzurunu bozmaktır.
Cumhurbaşkanının veto ettiği yasayı tekrar gündeme getirmek bu ülkenin huzurunu bozmaktır.
Torba yasada tekriri müzakere ile çıkan maddeleri tekrar gündeme getirmek huzuru bozmaktır.
Bizim sabrımızı zorlamayın..
Bu çatının altında hepimiz yaşıyoruz.
Bu çatı çökerse hepimiz altında kalırız.
Tüm dünyada ve ülkemizde, Sosyal devletin yok sayıldığı, sosyal güvenliğin zayıfladığı, çalışanların demokrasiden uzaklaştırıldığı bir sürecin içindeyiz..
Bugünkü de dahil, tüm iktidarlar bu konuda işçilere yapılan haksızlıkların, yanlışlıkların sahibidir, sorumlusudur.
Artık, bu yanlışlıklara bir son verme zamanı gelmiştir.
Hoca Ahmet Yesevi’nin dediği gibi:
BİR OLACAĞIZ,
İRİ OLACAĞIZ,
DİRİ OLACAĞIZ,
DEĞERLİ DELEGELER...
Türk - İş yönetimi olarak biz burada oturan beş kişi, sizlerin bir parçasıyız.
Sizlerden aldığımız yetkiyi kullanıyoruz.
Eğer bize genel eylem, genel grev yetkisi veriyorsanız biz bunu kullanmaktan çekinmeyiz.
Ama bunu hep birlikte yapacaksak...
Hayatı hep birlikte durduracaksak..
Üretimden gelen gücü topyekun olarak seferber edeceksek, biz buna varız...
Ama biz bütün bu yükü burada oturan beş kişinin sırtına yükleyen bir sendikal anlayışta yokuz.
Sorumluluğu birkaç büyük sendikaya ihale eden bir sendikal anlayışta yokuz.
Eğer yapacaksak, kamu - özel demeden tüm Türk-İş üyeleri hep birlikte yapacağız.
Eğer böyle olacaksa biz Türk Metal olarak buna varız.
Hem de en ön safta yerimizi almaya hazırız.
Geçmişte Türk - İş'te alınan kararlar gereği özel sektörde yaptığımız iş bırakma eylemlerinde ağır bedeller ödedik.
Samimice eyleme katılan işçilerimiz işten çıkarıldığında hem kıdem tazminatlarını hem de iş yerlerinin uğradığı zararlarının tazminatlarını
BİZ ödemek zorunda kaldık!
Bu böyle olmamalı...
Herkes alınan kararlara sadık kalmalı, göstermelik iş bırakmalar yerine hayat durmalıdır.
Dediğim gibi bütün Türk-İş topluluğu bunu yapacaksa BİZ varız.
Değerli delegeler,
Türk-İş genel merkezinde görev yapan ve Türk-İş için mesaisini harcayan değerli personele huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum.
Türk-İş'in illerdeki ve bölgelerdeki temsili konusunda üzerine düşen görevi hakkıyla yerine getiren tüm il ve bölge temsilcilerimize tekrar tekrar teşekkür ediyorum.
Ve ayrıca bu genel kurulun sorumluluğunu yüklenen ve Türk İşçi hareketini temsil eden bu salondaki 362 delegeye de bu genel kurula katkılarından dolayı ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Bu otelde, Türk İşçi Hareketi için çok değerli olan bu genel kurulun delegelerine güleryüz ve anlayışla hizmet veren Büyük Anadolu Termal Otel çalışanlarına da ayrıca teşekkür ediyorum.
Değerli delegeler, değerli arkadaşlarım;
Ben Sözlerime emekçilerin ve sendikaların dayanışması için gerçekten çok anlamlı ve gerekli bulduğum o güzel sloganla son vermek istiyorum.
"Kurtuluş Yok... Tek Başına...
Ya Hep Beraber... Ya hiç birimiz..."
Genel kurulumuzun ülkemize Türk-İş'imize ve tüm çalışanlara hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum.